İspanya da 5. günümüzde bu ülkede beni dehasıyla şaşkına çeviren (Picasso ve Gaudi'den sonra) Salvador Dali'nin köyüne Figueres'e gidiyoruz. İlk şoku Dali müzesinin tepesindeki yumurtaları ve duvarlara yapışan ekmekleri görünce yaşadık. (daha sonra yumurtaların yaşamı, doğumu ekmeğinde kutsal olanı anlattığını öğrendik) Müzenin büyük bahçesinin ortasında bir kadillak, üzerinde zincire vurulmuş kibele heykeli yine arabanın üzerindeki direkte Dali'nin sandalı, onun üzerinde de küçük bir şemsiye vardı. Biz daha ne anlatmaya çalışıyor derken birisi bir kutuya 1 avro attı ve şemsiye açıldı, kadillağın içine yağmur yağmaya başladı. Efendim kadillak zenginliği, kibele heykeli zincire vurulmuş kadınlığı ve doğurganlığı, arabaya yağan yağmur ise zenginlerin de aslında pek mutlu olmadıklarını anlatıyormuş. Bahçe duvarlarına asılan çekmeceler bilinçaltımızın gizli çekmecelerini, lavabolar ise artık onları açıp boşaltıp suyla atmamız gerektiğini anlatıyormuş.Tabi bütün bunlardan sonra içerde her tablonun başında bir anlam aramaya başladık. Dali'yi seversiniz veya sevmezsiniz veya anlamazsınız ama adam sıradışı, anarşist,cesur, yenilikçi, heykeltraş bu bir Dali show, bu müze gördüğünüz bütün müzeleri unutturan bir tiyatro sahnesi. Dali'nin karısı Gala'ya olan büyük aşkı ve Gala'nın resimleri de bizi cok etkiledi. Dali karısı Gala'yla sık sık balığa gidiyor, bir gün bir ahtapot yakalıyorlar, ahtapotu vurarak yumuşatırken Dali Beethoven dinliyor ve ahtapotun mürekkebiyle Beethoven'nun resmini yapıyor. Daha ne anlatayım. Bu müze ve Salvador Dali hakkında sayfalar dolusu yazılabilir dehası tartışılabilir ama kabul etmek lazım adam bir dahi.
