Powered By Blogger

16 Ağustos 2014 Cumartesi

"UNTER DEN LİNDEN" IHLAMURLAR ALTINDA BERLİN

        Berlin gerçekten ıhlamurlar altında bir şehir. Aslında bu Berlin'in en büyük ve en işlek caddesinin adı. Brandenburg kapısının da içinde bulunduğu iki tarafı büyük ıhlamur ağaçlarıyla çevrili geniş ve uzun bir bulvar. Berlin'e gitmeden önce internetde yaptığım araştırmada bu cadde ve ıhlamurlar altında ismi bana çok romantik gelmişti, ne yazık ki haziran ayında bütün ıhlamur ağaçlarının açtığı, akşam üzeri her tarafın ıhlamur koktuğu bir mevsimde dünya kupası maçları vardı ve unter den linden caddesinde büyük bir metro inşaatı başlamıştı. Biraz hayal kırıklığına uğrasam da Berlin  çok yeşil bir şehir. Şehrin her caddesine hatta ara sokaklara bile ıhlamur ağaçları dikilmiş, ayrıca Berlin bir parklar şehri. 
       Berlin'de ilk günümüz de yürümeye karar  verdik . Ihlamur kokuları içinde 20 dakika sonra Brandenburg kapısında ve unter den linden caddesindeydik. Caddenin sağ tarafında, yapımı hala tartışılan Yahudi anıtını gezdik. Mimar bu beton blokları, soykırımın ne kadar büyük olduğunu, kaybolmuşluk duygusunu ve bir yere ait olamadıklarını anlatmak için tasarlamış. Anlatabilmiş mi bilmiyorum, ama blokların içinde kendimi kötü hissettim.





 İkinci durak Chekpoint Charli. Doğu ve batı Berlin arasında en tanınmış geçiş noktası. Şimdi tamamen turistik olan bu noktada askerlerle fotoğraf çektiriyorsunuz tabii biraz bahşiş vererek.                                              
         Berlin'de ikinci gün, otelde kahvaltı sonrası S Bahn la Frıedrıck str de indik müze adasının önünden Alexanderplatz'a gittik. ( Berlin gezi rehberinde bu meydan için Berlin'in en çirkin en kasvetli meydanıdır diye yazıyor.) Meydandaki havuz ve heykeller çok hoşumuza gitti, fotoğraflar çektik. TV kulesinin önünde Hamburg dan gelen eski arkadaşımızla buluştuk.  


 Berlin de mutlaka yapılması gereken gezilerden biride Spree nehrinde tekne gezisidir. Bizde bir saatlik bir tura katıldık, tarihi binaları, müze adasını, Başbakanlık binasını gördük.


    Berlin'de üçüncü günümüz, otelimizden 72 saatlik Berlin kart satın aldık ( 40.50 €) bu kartla 3 gün boyunca bütün toplu taşıma araçlarını kullanacağız, müze adasındaki  müzelere girebileceğiz ve birçok yerde indirimlerden faydalanacağız. 
     Müze adasında Berlin'in en ünlü 5 müzesi ve Berliner Dom katedrali  bulunuyor. Biz de gezmeye en ünlü müzeden Bergama müzesinden başladık. Müzelere meraklı değilseniz bile  Bergama müzesi mutlaka görün.

Müze 1930 yılında Alman arkeologların Bergama ve anadolu dan çıkarttıkları eserleri sergilemek için kurulmuş. Bu eserlerin bize ait olduğunu düşünüp üzülsek de  eserlerin muazzam bir müzede  çok güzel korunuyor olmasına da sevindik. Aynı gün içinde ikinci bir müze gezmek biraz fazla olsa da neues museum da mısır kraliçesi nefertiti'nin büstünü ve diğer mısır eserlerini gördük.





 
                   Berlin'de dördüncü güne kasvetli ve yağışlı bir güne uyandık. Bu gün programımızda Berlin duvarı var. Spree nehrinin kenarında, günümüze kalan 1.3 km uzunluğundaki duvar bugün east side gallery adı altında bir açık hava müzesi. Dünyanın her tarafından gelen sanatçılar bu duvarı boyamış, zaman içinde vandalizm ve aşınma bozulmalara neden olsa da hala çok etkileyici.      






       Köprüden nehri geçip bir Türk dönercisin de şahane bir yemek yedik 10 günün sonunda mercimek çorbasını bile özledim. Burası doğu Kreuzberg,  çoğunlukla yabancıların yaşadığı semt. Hayal ettiğimden daha güzel ve yeşil buldum, bugün Kreuzberg  sanatçıların, göçmenlerin, eşcinsellerin yerleştiği, oldukça renkli bir yer olmaya başlamış.
 Bazı evler işgal edilmiş ve buralara sanatçılar, evsizler yerleşmiş.





 
Müze adasından 100 veya 200 numaralı otobüslere binerseniz Berlin turu yapabilirsiniz. Biz de 200 numaralı otobüsle Avrupa city meydanında indik. Savaş da bombalanan Gedachtnis kilisesinin yeni yapılan bölümünü gezdik.








  Berlin de beşinci günümüzde biraz uzaklara gitmeye karar verdik.Trenle 45 dakika uzaklıkta Postdam tren istasyonunda inip otobüsle 5 km uzaktaki Park Sanssoucı ye geldik. Berlin kartlarımızla burada da indirimli bilet aldık ve ilk sarayı gezmek için de randevu aldık. Park Sassoucı içinde birçok saray, çin çay evi, bir büyük limonluk, evler ve kilise bulunan muhteşem bir park. Park da dolaşmak oldukça yorucu çünkü çok büyük, sık sık molalar verdik, sadece 2 sarayı,  limonluğu ve çin çay evini gezebildik.












Bu gün Berlin'de son günümüz yine yağmurlu bir güne başladık. Sevgili yeğenimiz Ece'nin bize çok anlattığı Kreuzberg de Türk kahvaltı salonu La Femme gittik. Demlenmiş çayı ve kahvaltımızı bu kadar özleyeceğimi düşünemezdim. Simitten böreğe, poğaçaya ne kadar bize ait kahvaltılık varsa hepsini yedik, kahvelerimizi içtik.

  Yağmur dinmiş, bizde doymuştuk, biraz Kreuzberg de dolaşıp u bahnla Oranienburger'e geldik burada daha  önce televizyonda gördüğüm işgal edilmiş binayı gezmek istedik ama kapalıydı. Bina Tiyatro, sanat ve kültür evi gibi kullanılıyor. Aynı cadde üzerinde savaş da yıkılan ve tekrar bazı bölümleri onarılıp ziyarete açılan sinagogu gezdik. Artık yorulduk, nehir kenarında bir kafe de tango yapanları seyredip bir Alman birası içtik. BERLİN GÜZELDİ.





8 Ağustos 2014 Cuma

ERİKA'NIN RÜGEN ADASI


     Rügen adası Almanya'nın kuzeyinde Baltık denizinde, son yıllarda oldukça  turist çeken büyük bir ada. Benim ada ile  bağlantım damadımız Frank'ın bu adalı oluşu ve ailesinin hala burada yaşıyor olması. Haziran ayında en uzun günlerin yaşandığı Rügen de sevgili Erika bizi heyecanla Bergen istasyonunda elinde çiçeklerle karşıladığı andan itibaren cennet gibi bir adaya geldiğimizi anladık. Erika harika bir rehberdi. Üç gün kaldığımız adada her dakikamızı bizi çok sevdiği adasının bütün güzel köşelerini göstermeye çalıştı. Adada ilk günümüzde akşamın hafif kızarmaya ve kararmaya başladığı [ saat  22.30 ] saatlerde evine yakın o şahane kumsalları gezmeye götürdü. Kumsallar hala bakir aslında Rügen adası hala bakir kalmış tabiatı korunmuş, yemyeşil her yeri ulusal park ilan edilmiş, bizim gibi beton yığınları arasında bunalan insanlar için olağanüstü güzel bir ada. Ada da en hoşumuza giden çatıları sazdan kaplanmış kır evleriydi. Modenleşmiş bir dünyada kültürlerini olduğu gibi korumayı bilmişler ve yeni yapılan bazı binaların çatıları  bile  adada bol bulunan bu sazlardan yapılmıştı. Adadaki ikinci günümüzde iki tarafı ağaçlarla kaplı yollardan geçmek bize büyük huzur veriyordu. Bu yollardan geçerken birden önümüze çıkan uzun büyük kıpkırmızı tarlaları görünce gözlerimize inanamadık bu kadar büyük güzel gelincikleri şimdiye kadar hiçbir yerde görmedim. Her yıl  bu mevsimde bu tarlalar gelinciklerle dolar fotoğrafçıların  akınına uğrarmış. Fakat hiçbir fotoğraf bu güzelliği anlatmaya yetmez. Kilometrelerce uzunluktaki bu tarlalarda  kırmızı bir denizde yürür  gibiydik. 

                                                                                                  










. Rügen adasında gezerken ilgimi çeken tabelalar gördüm. Ağaçlarla çevrili uzun kumsalları tabelalarla ayırmışlar.(Textil strande)Giyimli kumsal,( FKK strande) serbest vücut kültürü, yani çıplaklar kumsalı ve (hunt strande) köpekler kumsalı demekmiş. Bu özgürlük çok hoşuma gitti.



         Bu evde çok uzun yıllar papaz ve ailesi yaşamış. Papaz adada bulunan otlara, çiçeklere çok meraklıymış, küçük evinin her köşesi ve bahçe bu bitkilerle dolu. Şimdi müze olan bu evde çiçek tohumları ve çiçeklerin resimleri satılıyor. Bütün günün yorgunluğunu gidermek için papazın evinin arkasındaki bahçede battaniyelerin üzerinde dinlenirken, kendimizi adanın sessizliğine verdik.

Binz de büyük kapalı bir alanda  olağanüstü güzel  kum heykelleri gezdik. Özel bir kumdan yapılan ve uzun zaman dayanmaları için belirli bir ısıda tutulan heykellere hayran kaldım.


 Rügen de son günümüzde bu restoranda ailece yemek yedik benim karides tabağım muhteşemdi, diğer balık tabakları da çok güzel görünüyordu.
  Yemekten sonra Erika bize hala gösteremediği tebeşir kayalıklarına götürdü. Uzun günler harika gece 23.00 e kadar gezebiliriz. Jasmund ulusal park alanı içinde bulunan bu kayaları görmek için denizden teknelerle turlar düzenleniyor. Bizim zamanımız azalıyor hava kararmadan kayalıkları görmeye  ormanlık alandan geçerek gidiyoruz. Alman ressam Caspar David Friedrich'in ünlü tebeşir kayalıkları resminin büyük bir kopyası burada karşımıza çıkıyor. Denize dik inen bu kayalıkların akşamın bu saatinde görüntüsü muhteşem, keşke daha fazla zamanımız olsaydı biraz daha bu güzel adada gezebilseydik.






       Sellin ve Binz adanın turistik iki güzel şehri. Şık oteller, temiz kumsallar, makul fiyatlı restoranlar, güzel     evler, pansiyonlar bu şehirlere uzun günlerde turist çekiyor. Ne yazık ki mevsim kısa ve kışlar çok soğuk geçiyormuş.